20 Aralık 2009 Pazar

Bak İşte Yaklaşıyor Fırtına!

İnsan gerçekten muhteşem bir varlık..Saniyeler içerisinde hangi duyguları yaşıyosun da neler neler geçiyo içinden, şaşırıp kalıyorum bu duruma!  Bir şarkıda 'o çağlayan ruhun sakin tavırlar ardına gizlenecek mi yine?' diye bir mısra geçiyor. Ne kadar anlamlıymış aslında. Bugün coştum coştum, patlamak üzreydim, en zamansız zamanlarda patlama halimden nefret ediyorum.Bu yüzden sakin tavırlar ardına gizleniverdim, zaman, mekan müsait değildi patlamama.

İnsanların bana sınırlar koymasına, her adımıma müdahele etmelerine tahammülüm yok artık! Ne de olsa tahammül onunda bir sonu var canım! Ruhum sınır istemiyor önünde, geniş düşünmek, farklı ufuklara yol almak istiyor. Ruhum ne kadar istese önüme o kadar engel çıkıyor. Bu da beni istemekten alıkoyuyor, netleştiremiyorum kafamdakileri. Her yıl Şeb-i arusla birlikte bir yıl daha yaşlanıyorum, yarın öbürgün çalışmaya başlıycam, ehh nasip olursa da ilerde anne olucaz. Bu kadar gelecek vadeden birisine;) müdahele etmek niye kardeşim niyeeeeee?   bırakın bırakınn artıkk!

Kederi, efkarı dağıtmak için Fırtına şarkısını tavsiye ederim:
     Ne geçmiş tükendi, ne yarınlar
     Hayat yeniler bizleri
     Geçsede yolumuz bozkırlardan
     Denizlere çıkar sokaklar...

1 Kasım 2009 Pazar

Yanlış Adres

Kaç haftadır fırsat buldukça bişeyler yazıyorum bloguma, yayınla diyorum, bi bakıyorum yazı yok! İşte elindeki aleti düzgün kullanmazsan böyle olur diyorum. Şu sıralar çok kızıyorum kendime, bunu niye böyle yaptın, neden böyle konuştunn, niye bu işlerle uğraşıyon... gibi gibi.

Yağmur yağıyo şu anda, hava soğudu, kış geldi, bir sene daha bitiyor. Hiç geçmiyormuş gibi sandığımız zaman aslında ne çabuk geçiyor. Geçen yıl bu zamanlar bulunduğum şehri ve sonrasında yaşadıklarımı düşündüm, zaman gerçekten unutmak istediklerimiz için ilaç. daha bişe yazasım yok, gidiyom:)

23 Ağustos 2009 Pazar

Zihnin ve kalbin süngeri

En çok beğendiğim bi derginin 2. sayfasında her ay çıktığında yazıyo bu söz; Abraham Licoln'a ait 'beynim bir sünger gibi olsaydı, arada bir çıkarıp sıkmak isterdim'. Bu sözü son zamanlarda çok düşünür oldum, neden? Çünkü zihnim çok karmaşık, gereksiz bilgilerle dolu! Nasıl arındıracam bilmiyorum diye düşünüyoken onbir ayın sultanı geliverdi. Acaba derdime derman olabilir mi? Tabi efendim ne demek, onbir ayda zihninde gelişigüzel biriktirdiklerini silip süpürüp götürür. Peki ya kalbin ne olacak? İşte asıl sorun ve cevap burda. Kalbimide arada bir çıkarıp temizleseydim, içindeki kirleri arındırsaydım ne hoş olurdu, ne huzurlu.. Bununla birlikte Peygamberimizin (s.a.v) mübarek kalplerinin karla yıkanışı geliyo aklıma. İnsanın kalbi hayatının önemi.. bu bedendeki en önemli organ.. Ramazanın 3.günündeyiz, Yüce Rabbimden bu ramazan ayının hem zihnen hem kalben hemde bedenen temizlenip arınmamızı, O'na layıkıyla kul olabilme bilincinin yerleşmesini vede bu bilincin uyanık kalmasını diliyorum..

19 Ağustos 2009 Çarşamba

Turistik!

Ne yazacağımı, nasıl yazacağımı tam kestiremedim. Ancak bugün eve dönerken yaşadığım olay diğer karışık olanlara göre daha güzel tabiki. Bir adam gördüm sırtında çantası, elinde ufak bir sözlük var, sözlüğe bakıyo. Dikkatli bakınca yabancı olduğunu anladım, konuşsammıııı konuşmasammmııı diye düşünürken bir anda adama merhaba deyiverdim. Tabiki ingilizceeee:) Yardımcı olabilir miyim dedim, bir problem yok dedi, iyi güzel, sonra baktım benimle birlikte yürümeye başladı, eheheh, ne rahat. Konuştuk, ingilizcemin iyi olduğunu söyledi, atıyo tabi neresi iyi;) İngilizce öğretmeniymişş,İstanbulda yaşıyomuş 6 aydır, bugün gelmiş Van'a, ohhhh geziyoo adam. Bayılmış zaten bizim ülkemize, ne ala. Bende sizin oralara gitmek için uğraşıyom deyecektim de neyse boşver dedim. İyikide konuştum, cesaret geldi üzerime. Allaha şükrettim beni böyle deli dolu yarattığı için, halimden memnunum. Böyle olmasa bu hayat çekilmezz yaa, hafaganlar basıyo yoksa!

15 Ağustos 2009 Cumartesi

Şems-Mevlana

Geleli onbeş gün olduda, tembellik yaptım yine. Maratona kaldığım yerden devam ediyorum, ara ara kaytarıyorum. Elime Elif Şafak'ın son kitabı geçti, çok methetti okuyanlar, çok da merak ettim. Etkilendim ama nedense daha büyük bir cezbedicilik bekliyodum. Yinede Şems'in en etkili karakter olduğunu, hem Şems'in hem de Mevlana'ın yaşadığı duyguları yaşamak istediğimi söylemeden geçemiycem. Özellikle Şems'in heryerde heranda O'nunla beraber olması... İnsan yaşamak istiyor onlar gibi ama her yiğidin harcı değil ve kendime şu sormadan geçemiyorum: Sen Mevlana mısın ki karşına Şems çıksın? Özellikle şu zamanda bizler Şems gibi büyük şahsiyetlere, önderlere ne kadar da muhtacız! Bizi elimizden tutup irfan diyarına yolculuk yaptıracak insanlar lazım, kendimde bu eksikliği çok hissediyorum.

Berat kandilinde sevdiğim bir abladan dinlediğim bu kıssadan hisseyi elimden geldiğince etrafımdakilere anlatmaya çalıştım. Kim dinlediyse tüyleri diken diken oldu, ben de her anlattığımda bir kez daha ürperdim. Şimdide buraya aktarıcam; Bir adam helal olmayan yoldan kazandığı bir parayla bir inek almış, bu hayvancağızdan bir süre faydalandıktan sonra, yaptığının yanlış olduğunu düşünerek bir dergaha bağışlamaya niyetlenmiş. Hacı Bektaşı Velinin dergahına varmış, anlatmış durumu. Hacı Bektaş Velide 'biz helal olmayan bi şeyi kabul etmeyiz' demiş. Adamcağız pişman halde zaten, Mevlananın dergahına gitmiş bir de. Anlatmış ve de Mevlana bu bağışı kabul etmiş. Adam şaşırmış, Mevlanaya sormuş 'Bu hayvancağızı Hacı bektaş Veliye götürdümde kabul etmedi, siz nasıl kabul ettiniz, bu işin sırrı nedir? ' Mevlana açıklamış(bunu söylemeye utanıyorum aslında) 'Biz bir kargaysak, Hacı Bektaş Veli bir şahindir. Bizim gibi her leşe konmaz.' Adam şaşkınlığı bir kat daha artmış, bu defa Hacı Bektaş Veliye gitmiş, sormuş. Buyrun Hacı Bektaşı Velinin cevabı: Evladım biz bir su birikintisiysek, Mevlana bir okyanusdur. Bizim içimize giren kötü şeyler bizim suyumuzu bulandırır, Okyanusu bulandırmaz! İki büyük velideki tevazu, alçakgönüllülük örneği, Mevlananın geniş gönüllülüğü.. Hayran kaldım.

24 Temmuz 2009 Cuma

İçimiz açılsın biraz..

Gitmeden iç açıcı bir yazı yazmalıyım dedim. Çünkü şimdiye kadar yazdıklarım karamsar tarafımı ortaya koymuş. Aslında kolay kolay pes etmeyen, her ne kadar bazen ümitsizliğe düşsemde kafama taktığımın peşini bırakmayan biriyim. Çok şey yapılması gerektiğini düşünüyorum; ülkemiz için, dünya için, insanlık için, müslümanlar için.. Türk halkı olarak şöyle bir dönüp geçmişimize baktığımızda süper bir potasiyele sahip olduğumuzu, istediğimiz zaman ne buluşlara imza atabileceğimizi, öğrendiklerimizin sadece sözde değil özde, hayatımızda yaşayarak yer aldığını görüyor olucaz. Hadi biraz daha gayretlenelim lütfen. Bizi Kim Yaratıp bu dünyaya gönderdiyse O'nun için, sadece O'nun için.....

23 Temmuz 2009 Perşembe

Hz.Ademin şaşkınlığı

Bugün, Hz Ademin dünyayı gözlemlediğinde yaşadığı şaşkınlığı yaşadım. Kurtların kuzularını yiyişini, aslanların ceylanları kapışını izlerken 'Allahım bu nasıl bir yer, her canlı birbirini yeme derdinde ..!' deyişi gibi 'Allahım bu nasıl insanlık, bu ne laf kalabalığı, bu ne boşluk? ' diyesim geldi.
Elalemin ağzı torba değilki büzesin, iftira atan atana! Müslümanız diye geçinen bizler, ne yazıkki karşımızdaki kişiyi tam tanımadan , hakkında çok kesin hükümlere varabiliyoruz, yapmadığı, söylemediği bir şeyi karşı tarafa maledebiliyoruz! şu komşu nereye gitti, kızı kiminle nişanlandı, oğlu kimin peşinde geziyo, bunlar niye bu kadar çok girip çıkıyolar.... gibi saçma söylenti ve dedikoduların peşinde, bize verilen bu kıymetli zamanı boşa geçiriyoruz. Sonrada hayatımızda dini bir mevzubahis oldumu, atıp tutuyoruz, yaa zahmet ette bir kitabını aç oku bakalım ne diyo; biraz merak et, tefekkür et, akıl et akıl! Birazda aklını faydalı meşgalelere yönlendir de; işine gelince hin fikirlere çalışmasın! Söyleyecek çok sözüm var, ama yinede 'bazen sadece sus' sloganını kullanıcam.hııhh.

Ey biz insanlar! hepimize bazen çok sinir oluyorummm....